13.8.18

Kadının Adı Var: Deniz Çakır

Hülya Avşar ile yer aldığı diziden beri Deniz Çakır'ı takip ediyorum. Yeteneği ve güzelliğini yanı sıra muazzam bir kadın. Zaten artık o kadar büyük bir kitlesi var ki; oturup kimseye Deniz Çakır'ı anlatmaya gerek yok. Yer aldığı her projede başrol olmasa bile oyunculuğu ile bir adım öne çıktı. Tüm buna rağmen ise her zaman mütevazi ve kendi gibi olmayı bildi. Yani bu kadın hiç özünü kaybetmedi. 

3 Senedir yer aldığı dizide ise yine karakterini büyütmeyi başardı. Bir erkek ve mafya dizisi olmasına rağmen Meryem karakteri ile kendini gösterdi. Dizinin arka planındaki ekibi ve dizideki birçok insanı sevmediğim halde ben Deniz Çakır için diziyi defalarca izledim. Hatta itiraf edeyim  sezon izlemişimdir. Olgun Şimşek'in de etkisi büyük. 

Deniz Çakır'ın aşk hayatı ve alkollü görüntü vermesi nedense yapımcı Raci Şaşmaz'ı germiş. Millet olarak üstümüze vazife olmayan işleri vazife edinmeyi iyi bildiğimizden, Deniz Çakır'ın işine son verildi. 

Bir diğer tarafta ise birden fazla taciz iddiasının odağında olan Talat Bulut var. Yapımcı yeni sezonda yine onunla devam edeceklerini duyurdu. Ortada kanıt yok diye de anlamsız bir savunma durumu var. Bu iş tacize uğrayanları suçlamaya kadar da gitti. 

Çünkü Talat Bulut erkek. Kadını taciz ettiğinde işe devam edebilirsin ancak masadaki alkolü sansürlemediğinde işinden olursun. Çünkü Deniz Çakır, kadın. 

Alkolün kime neye zararı var ise bu kısım tartışılır. Üstelik Oktay Kaynarca gibi meze dolu masada rakıları sansürlemeninde samimiyetsizliğine girmiyorum ama bu durum sizce de can sıkıcı olmadı mı? 

Durdum, durdum ama gerçekten asabım oldukça bozuk. Kaç ay sonra bu yazıyla tekrar burada belirdim. Deniz Çakır'a gidip sarılamadığım için içimi dökmeye karar verdim. 

Neyse ki sosyal medya da Deniz Çakır'ın yanında oldu ve bir anda TT oldu. Çünkü bu Deniz Çakır'ın samimiyeti :)

Sosyal Medya üzerinden Deniz için yağan destek mesajlarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

22.5.17

Arayış


Kendi iç dünyamın karanlığında yok olmayı arzulayan bir insana dönüşürken yeni yeni arayışlara girdim. Yeni bir hikaye yazma düşüncesi biraz ağır geldi diyebilirim. Yeni kitaplar ise sanki nefes almamı engelliyor. Yeni insanlar tanımanın zorluğuna ise hiç girmek bile istemiyorum.

Kafamın üzerinde sayfalarca yazılmayı bekleyen karakter ağırlığı var.

Uyku ilaçlarıyla kendimi uyutmaya başlattım ama sonunda tekrar uyanıyor olma kısmına henüz bir çare bulamadım.

Zaten ne zaman şuraya gelip iki cümle yazacak olsam genellikle hayatımın leş bir döneminde oluyorum. Bu durumdan sürekli dert yanıyorum ama olmuyor. Ben bu hayatı yaşamak üzerine bir sıkıntı yaşıyorum.

Ters doğmamla alakalı olabilir mi?

Yeni arayışlarımın sonucunda kendimi postog.com'da buldum. Valla oraya neyi ne kadar yazarım bilmiyorum ama karanlığın içinde nefes alan bir kısmımı oraya taşımak niyetindeyim. Belki böylece buraya güzel anılar biriktirmeye başlarım. (BİRİKTİREMEDİ.)

Yazıyı yazarken aklıma geldi. Acaba melankolik insanları falan mı kınadım ben? Çünkü kınadığımın tam olarak başıma gelme süresi en fazla iki gün. Ne zaman kınadığımı hatırlamıyorum da baya şiddetli bir kınama olmuş sanırım. O günden beri bir melankoli denizinde yüzüyorum.

8.3.17

Kadınlar yazalım...



Kadınlar yazalım;

Gülüşü bir mevsim değiştirsin,
Kahkahası bahar ortasında yazı fısıldayan kuşların güzel sesini anımsatsın,
Çölde yaşayanlara su olsun,
Sevilmeye ihtiyacı olmasın ama sevildikçe güzelleşsin,
Bir adama ihtiyacı olduğu için değil adamı sevdiği için yanında dursun,
Kırmızı rujuyla renksiz sokaklara renk getirsin,
Çiçekli elbisesiyle baharları getirsin,
Takım elbisesiyle gücünü yaşatsın,
Bir şiirin en güzel dizesi olsun,
Bir şairin aşkını bize sunsun,
Bir aşk romanının en güzeli olsun.

Kadınlar yazalım;

Bir nefes kadar sıcak, taze ve içten,
Gücüyle dillere destan,
Bir nesle ışık olan,
Yol gösteren…

Kadınlar yazalım, çay kadar bizden olan.

Kadınlar yazalım, çiçek gibi kırılgan olmayan…
Bir çınar gibi köklü ve güçlü olan kadınlar yazalım…

20.2.17

Zaman



Zaman, geçip gidiyor.
Geçip giden zaman benden sürekli birşeyler götürüyor ve ben buna engel olamıyorum.

Hayallerim, hayatım ve gerçekte olanlar arasında nefes alamıyorum.

İnsanların bu kadar kötü olmasını anlayamıyorum.
Büyüyorum ve büyürken ben değişiyorum ama insanlar hiç değişmiyor. Onlar hep haklı ve ben her zaman haksız. En yakınım diyerek kime güvensem en çok zararı onlardan görüyorum. Her seferinde akıllandığımı düşünüyor ve kısa bir süre sonra yanılıyorum.

Burada yayınladığım yazıları okurken geçmişe kadar gittim. O kadar çok gittim ki; acı bir şekilde hala nefes alamadığımı anladım. Eski yazılarımın bir çoğunu taslak haline getirdim. Tek tek kaldırmaya başladım ama onları okumak kabuk tutan bir yarayı kanatmak gibi oldu. Hala aynı noktada olduğumu görmek açıkcası biraz canımı yaktı.

Ben hala; 
babası tarafından yılda bir kere aranan o umutsuz çocuğum,
ailesi tarafından kabul görülmeyen evladım,
okul anlamında hayal kırıklıktan başka bir halt olmayan yine benim,
her seferinde kaçmayı kafasına koyan kadın benim,
ilişkilerinde bir bok beceremeyen kız benim,
defalarca düşen sonra yine tek başına ayağa kalkmak isterken çırpınan liseliyim,
sebepsiz yere dayak yiyen, zevkleri ve düşünceleri yüzünden ailesinin bile ötelediği kızım,
susmaya çalıştıkça daha fazla çığlık atan küçük kızım.

Ve ben hala çok sevipte sevilmeyenim. :)

Seçimlerim değişiyor, insanlar, şehirler ve sayılar değişiyor ama benim hayattaki konumum değişmiyor.