8.3.17

Kadınlar yazalım...



Kadınlar yazalım;

Gülüşü bir mevsim değiştirsin,
Kahkahası bahar ortasında yazı fısıldayan kuşların güzel sesini anımsatsın,
Çölde yaşayanlara su olsun,
Sevilmeye ihtiyacı olmasın ama sevildikçe güzelleşsin,
Bir adama ihtiyacı olduğu için değil adamı sevdiği için yanında dursun,
Kırmızı rujuyla renksiz sokaklara renk getirsin,
Çiçekli elbisesiyle baharları getirsin,
Takım elbisesiyle gücünü yaşatsın,
Bir şiirin en güzel dizesi olsun,
Bir şairin aşkını bize sunsun,
Bir aşk romanının en güzeli olsun.

Kadınlar yazalım;

Bir nefes kadar sıcak, taze ve içten,
Gücüyle dillere destan,
Bir nesle ışık olan,
Yol gösteren…

Kadınlar yazalım, çay kadar bizden olan.

Kadınlar yazalım, çiçek gibi kırılgan olmayan…
Bir çınar gibi köklü ve güçlü olan kadınlar yazalım…

20.2.17

Zaman



Zaman, geçip gidiyor.
Geçip giden zaman benden sürekli birşeyler götürüyor ve ben buna engel olamıyorum.

Hayallerim, hayatım ve gerçekte olanlar arasında nefes alamıyorum.

İnsanların bu kadar kötü olmasını anlayamıyorum.
Büyüyorum ve büyürken ben değişiyorum ama insanlar hiç değişmiyor. Onlar hep haklı ve ben her zaman haksız. En yakınım diyerek kime güvensem en çok zararı onlardan görüyorum. Her seferinde akıllandığımı düşünüyor ve kısa bir süre sonra yanılıyorum.

Burada yayınladığım yazıları okurken geçmişe kadar gittim. O kadar çok gittim ki; acı bir şekilde hala nefes alamadığımı anladım. Eski yazılarımın bir çoğunu taslak haline getirdim. Tek tek kaldırmaya başladım ama onları okumak kabuk tutan bir yarayı kanatmak gibi oldu. Hala aynı noktada olduğumu görmek açıkcası biraz canımı yaktı.

Ben hala; 
babası tarafından yılda bir kere aranan o umutsuz çocuğum,
ailesi tarafından kabul görülmeyen evladım,
okul anlamında hayal kırıklıktan başka bir halt olmayan yine benim,
her seferinde kaçmayı kafasına koyan kadın benim,
ilişkilerinde bir bok beceremeyen kız benim,
defalarca düşen sonra yine tek başına ayağa kalkmak isterken çırpınan liseliyim,
sebepsiz yere dayak yiyen, zevkleri ve düşünceleri yüzünden ailesinin bile ötelediği kızım,
susmaya çalıştıkça daha fazla çığlık atan küçük kızım.

Ve ben hala çok sevipte sevilmeyenim. :)

Seçimlerim değişiyor, insanlar, şehirler ve sayılar değişiyor ama benim hayattaki konumum değişmiyor.

16.2.17

Sevin...


Her birimizin hayatı, bir nefes kadar.
Sırf bu yüzden, o aldığınız her nefese bir sevgi ekleyin.

Bir gün korktuğunuz bir köpeğin başını sevin ya da nankör diyerek itelediğiniz bir kediyi kucağınıza alın.

Temiz, pis demeden ve rengini ayırt etmeden, sokakta gördüğüz bir çocuğu sevin. Mendil satmanın tek çözüm olmadığını bildiğiniz halde bunu es geçin ve gözlerindeki ışığın sönmesine izin vermeden o mendili alarak o çocuğu mutlu edin.

Kendinizden yaşça büyük olan ve yalnızlığına kendini mahkum etmiş birini arayın. 'Sesini özledim,' diyerek başlayın konuşmaya.

Hiç tanımadığınız birine bir tebessüm hediye edin.

Sabah uykusundan ayrılmanın tüm aksiliğini bir kenara atın ve gördüğünüz her insana neşeyle 'Günaydın' diyerek sevgi bulaştırın.

Bir sokak kenarına bir para bırakın, kimin bulacağını bilmeseniz de bir insanı şaşırtacak mutlu edin.

Yardım edin, koşun, gülümseyin ve sevin.

Çokça kez sevin. Sevmekten asla pes etmeyerek, hep sevin. ,

Sevilin bir de çok daha fazla.
Tüm sevilmemişliklerinize inat, her gün biraz daha sevilin.

Ama önce, sevmeyi unutmayın.

Çok güzel sevin:
Sevelim.
Çok güzel sevelim.
Çok da güzel sevilmedik diyelim ama sevmeye hep devam edelim.

Evet, hayır demeden.
Keskin sınırlar belirlemeden, kategorilerden uzaklaşarak, korkuları bir kenara atarak sadece sevin.
Sadece, sevelim...

17.1.17

Adeta Bir Tilki'yim



Ara sıra kısa cümleler yazdığım bir defterim var. Ben ona günlük demeye utanıyorum o yüzden defter yani sıradan bir defter. Orada yazdıklarımı okurken son zamanlarda aslında her şeyin sonunda kürkçü dükkanına dönen tilki ile benzeştiğim noktaları gördüm. O yazılardan sonra da kendimden bahsederken sürekli 'tilki' demeye başladım.

Şimdi yine aylar sonra buraya yazarken, bir tilki edasında buraya süzülüyorum.

Altı ay falan olmuş sanırım, bana bir ömür gibi gelen ama geriye dönüp baktığımda sadece büyük bir boşluk olan bir altı ay geçirdim ve tekrar buraya geldim.

Söyleyeceklerim hem çok hem de hiç yok gibi hissediyorum. Burada şizofren gibi kendi kendime konuşmayı sanırım seviyorum. İyi de o zaman neden uzaklaşıyorum?

Çünkü, buraya yazarken çok acımasızca davranıyorum kendime ve bu bir süre beni kendimden bile uzaklaştırıyor. Buraya hiç bir zaman güzelliklerle gelemeyecekmişim gibi...

Zaten çok da güzel kelimesini yaşayamıyorum. Hatta bunu ülke olarak ne yazık ki yaşayamıyoruz. Berbat bir senenin ardından yeniden berbat bir seneye giriş yapmanın buhranını üzerimden atamıyorum. Aslında buhrana girmek için tek bir sebebe ihtiyacım yok. Şu saatlerde oldukça büyük bir buhran içindeyim. Ocak ayının onyesisinde' benim en büyük kaybımı yaşarken küçüldüğüm bu günde geldim buraya. Aslında sadece öylesine yazmak için geldim. Bu tarihte başka hiçbir yere yazmadan sadece buraya yazmak istedim.